21 Mayıs 2010 Cuma

Benim Eski Blog:Hayal Bilgisi

Gönderen Melinda and Melinda zaman: 17:54
Zaman Bir Antidepresan

Aldım...
Seni düşünmeyi unutamadım

Kaldım...
Beni unutabileceğini düşünemedim

Yan etkisi
Hala içimden geliyor ya
Onca baş dönmesi ve sancıya rağmen
Tekrar etmek o hissi...

Boş Odanın Farkındalığı

Mutsuzluğunuzda,biriktirdiğiniz eski mutlulukların kapısını çalarsınız istemsizce,oradadırlar tükenmemişlerdir hani belki..

Kapı aralıktır,pat diye içeri dalarsınız heyecanla,o sabırla,emekle,sevgiyle dolmanız gereken odaya.

Karşınıza dev bir ayna çıkar,miniciksinizdir ama içinde,oyunlar içinde bir,çocuk.

Duygu sanatının anlamlarını feda etmişsinizdir fevriliğe...

Anladığını sevmez mi insan...

Kalp

Başlarda boştu bavul
Doldurdun muzur
Geceleri sinir yapıyor
Geri kalan huzur

Şimdi alıp bavulu,basıp gidersin
Kalem yoklayıp durur..


Büyük Harflerle Yazacağım Şiir












Sensin...

Kopuk Kafası Bozuk Başkaldırı

Kırmızı yün beze
Siyah kaneviçe

Sinekler işledin
Rengine

Halbuki onları sevmiştim
Kaneviçe işleyen çirkin ellerin..

Sütü Bozuk

İleri mi gidiyorlar

Malzeme verdim
Ben öyle mi piştim?
Eskisi gibi taze değil miydim?
Vitaminlerim ölürken
Beni beni beni yerken
Pek mi lezzetliydim?
Zayıfladım önce
Sonra bittim

Geri gidiyordum...

Buzdolabında bozuldum ben sana.

Nacizane Düşünce Kutusu

Bu kutu basbaya benim odam
Sarılsam sarılamam
Fıstık yeşili duvarları
Koyu kırmızı mobilyaları
Nasıl da güven verici derecede sıcak,şu öfke diye yuttuğum petekler
O son koltukta kaldığım gece,ay ışığı nasıl sızdı buhulu buhulu içime
Ilk ön sevişme
İşte
İşte

Evren

Bu şiirde annem vaar,babam vaar,dünya vaar,sen varsın.

...
Boşluğumla karşılaştım.
zor yerden başladım baba ben yürümeye,ilk seninle değil ki konuşmalarımız
denizler,dağlar,kayalar,uçurumlar,daha neler neler baba,nehirler,çaylar
acemi ayaklarımla yara aldığım için koşmadığım,kırıldığım yollar
başlamışım ya düşmeye tam on bir sene önceden bugüne,yol gösteren olmadı
iyileşti şimdi yaralarım,anneme biraz anlattım

Yine bir yol ayrımındayım.
Bilirsin ben o zamanlar öyle olurum,düşünüyorum,çok dalgınım

yalnızlıktan ben söyle baba,ne zaman korktum,şimdi korkayım?

her şey atlar,şekil değiştirir,annem gibi patlar
Her şey sen,sen evren olursun
çocuklar,evler olursun

daha olmadın tabi
Bilmem,oluyor musun

Aramıza bir kişi daha katılmıştı ve bu bayram çok güzeldi,
Ayakkabılar,en çok da sen vardın.


Hold Together

Fotoğraflar,

Kesik kesik anlar
Bu aşk değil,biliyorum
Filmler,
Akıp giden anılar
Varsın akmasınlar
Bu şiir değil,seviyorum
Zamanlar,bir zamanlar
Fotoğrafları mı çoğalttılar?
Umut barındırmasın,makaslar
Kesilen zamanlar ...



Fevrikalade


















Ağzımın fevrikalade azgın üzgün orospusu!
Geceleri azar,boşluğumda gezip tozar
Soru işaretlerim döllenir miydi,
Açılıp bakıldıkça genişleyen fincanlar

Efkarlı orospu,senden herkeste biraz var
Ve doktorlar,bacaklarını ayırırlar
Basarlar ilacı,
Enjekte edilmiş acı

Dilimi çekip üstüne,uyursun

Doğurduğu oğlan kadar mıdır analığı?
Enjekte ettiği nefret kadar mı danalığı?

Memeleri süt dolu,gözlerime dolar orrospu,dansederken cevaplarla duru
Başı öne eğik soru işaretleri,dümdüz;kol gibi,yol gibi cümle olur,
Noktasıysa yolun sözümona sonuna konur

Sevmez mi yine de doktorlar hastalarını,
Orrospular da doktorlarını?

Yazmak

Yazarı yazar yapan bakış açısıdır.Gözlemleyebilmeli yazar,empati yeteneğini geliştirmeli ki vizyonu genişlesin.Akışkan olmalı.Şekilsizlik değil anlatmak istediğim,olumlu yöne sürüklenen bir esneklik.Gerektiğinde gezintiye çıkabilmeli,uçabilmeli,bükülebilmeli,eriyebilmeli,ezilebilmeli,kükreyebilmeli,tıslayabilmeli aklınıza ne gelirse artık.

''Yazar dediğin,kendisinden özgürleşebilmeli.''
Bu yüzden de yazar olmak,hiç bir şey olmakla karıştırılabilecek herşey gibi ve bu,dünyanın en zor işi.

Tersinmeler
Bir an çevrenizdeki her nesnenin canlı olduğunu düşünün.
Canlıların da cansız.

Mesela şuan kalem beni yazıyor.
Merdiven beni yürütüyor.
Kitap kendini okutuyor.

Su beni çekiyor.

Ne dersiniz,belkide?..

Doğa,sürekli kendini doğuruyor
Ve bizi;
Öldürüyorlar..

Ben Papatyayım!

Seviyor mu?
Yoksa sevmiyor mu?

Bakış Açısı
Kız tüm olumsuz geçmişe dönüp sırtını,arkaya
Bakıyordu karşısında duran olumlu geleceğe,oğlanda

Oğlansa kızı alıp karşısına..

Sevgi

Yanında değil belki ama kalbinde taşıdığı insan çok önemlidir kişinin hayatında..

İnsan istediği için sevmez,karşı konulamaz bir histir sevgi.

Anlaşılır,ama denenmez.

Deney tahtası yerine kullanılan bir iğnelik olmaz mı yoksa bu,canlılığı denenen?

Acıtıyor mu,aa evet

Yakıcı mı,çook.

Rengarenk de görünse toplu iğne,başları

Sevgi akıp gider o deliklerden sessizce,tükenir

Temiz Hissediyorum
Kandırmıyorum diye kanmaya yakın mı duruyorum?
Kim bilir kaçınız uzaktasınız bu histen
Kim bilir kaçınız uzakta kandırdığı ölçüde kendinden
Kim bilir kaçınızın boşlukları kandırdıklarıyla dolu

Temiz hissediyorum..
Çöz Beni


Saçlarımda kırmızı bir kurdele var
Seni her sevdiğim ve sevdiğimi söyleyemediğim gün taktığım
Kendimi paketleyip sana hediye yaptığım..

Biliyorsun ki bunu
Ben de biliyorum doğurmak zor umudu

Masal anlatmıyorum ki sana
Masallar günlük menümüz olmuş bizim hem
Senle benim olmadığımız tek kelime bizken
Gerçekler sadece,tadından yenmeyen

Paylaş ne olursun bizi..

Yalnızlık hep çok kalabalıktı
Yemedik biz kürkümüzden

İncecik bir ipte yürüyoruz,hassas
Ne acı;
Kelimelerim tenine hasret bir sivrisinek olmaya sanki razı
Sıtmalı yalnızlık değil ki düşeceğimiz yer
Kırmızı bir kurdeleden

Sadece,
Hediyeyi açmak istemediğin sürece
Bu acemi cambazı anlamayacaksın..

Böcecik

Fark edilmeyen uğurum ben
Terlik pabuca değişilen

Kondum sana işte
Bana başka şarkılar söyle..

Senin için geldim
Çok fazla sana olan beneklerim

Terlik de pabuç ta istemem
Çırılçıplak ayaklarım elinde

Her şeyden kaçabilirim
Beneklerimin altında sakladığım hassas kanatlarım

İstersen nazikçe uçabilirim
İçime kapanır, belki kış uykusuna yatarım

Unutmayın,kırıldığımda
Ölü taklidi yaptığım görülmüştür

Cepte Olmak Var

Küçülüp cebine girsem diyorum
Bütün günü seninle gömleğinde geçirsem
Söz,çok ağırlık yapmayacağım
Hem cebine neler koyman gerektiğini de anlatacağım

Yanıma koyduklarınla yaşayacak,belki yaşlanacağım
Gömleğini çıkardığında omzuna yaslanıp
Soluduğun havayla birlikte
Nefes borundan biraz aşağılara kayacağım
İşte orada!
Kalbine bir girdim mi
Oradan hiç mi hiç çıkmayacağım!

------

başlığın düşünecek hali mi var
Şiirlerim adına özür dilerim
Çamaşırlıktalar şimdi,ıslak

Dolmalık biber misali doldum
Ateş de var kapak da
Bir de yuvarlanmamış tencere
Huzurun kundağı desem ya ben sana
Yokluğunda çırılçıplak ki mutluluk
Yokluğunda çiğ çiğ

Şiir dediğin de öyle olmalı ama
Aldanma,giydiriyorum

Kadın gibi olmalı ya
Biraz da senin gibi erkek
Ölümsüzlük güdüsü yürüyor
Bacaklarımın arasından ürkek

İlerliyorum ya
Ayakkabılarıma bakıp bakıp iç geçiriyorum
İçine bir taş kaçmış nedendir soramıyorum da kendime
Alıştım da,yerini belledi ki artık
Çıkarırsam boşluğu dolmazmış gibi geliyor

Yukarıda burulmalık bıyıklarım var ya
Aşağıdan da kederin sakalları dal dal uzuyor
Arada dudaklarım kalıyor
seni seni seni istiyor..
-----

Sınırları var o gözüme diktiğim toprağın,dikenli telleri
İştahımı kabartan o sulu meyveleri
Sabırsız mıyım ben
Küççücük bir karpuz görüp aşıran küçük bir çocuk gibi
Arsız mıyım?

Ah yandım,kelek gibi kavruldum,sana doğru yuvarlandım
Kesss beni...

Don't Go To Hell
Sessizliğin/Sensizliğin meraklı kedileri var
Seni anlamalıyım ve beni anlatmalıyım ile doyar
Nerede ne zaman nasıllarla taşar
E tabi bunlar olasılıklar
İşitmeye yeter mi ki seslerini rastlantılar

Biliyorum ölmek sessizliğin pul biberi
Doğmak gürültünün patırtının en tatlısı olacak
İki kişinin tek tabaklı yemeği
Gerisine mutluluğun tuzu biberi dolacak

Durdurmalı kararsız bu iştahlı benliği
Doyurmalı dayatmasız,anlayan senliği
Çözdürmeli,ezdirmeli,bezdirmeli şüpheyi
Giydirmeli,gezdirmeli,sezdirmeli sevgiyi

Çünkü şüphenin kedisinin de kendisinin de kuyruğu yok ki
Aksi halde bilmez mi sallayıp azdırmayı

Duygu dediğin katı değil ki hem, akışkan
Sünger gibi olmalı ilişki,birbirine dönük,duyguları emerken bir o kadar yapışkan
Mükemmelliyet duygusu ve senaryolarla dolan boşluklar sevgiyi gereksiz tıkayıştan

Anlarım,anlatırım,anlaşılırım,anlatılırım ama
Bunları nasıl yapacağım,hangi sırayla
Tek başıma burada hangi soruyla

Bilirim sevmez benliğin katili bölüşmeyi
Bırakır bir gün ruh seni görüp dövüşmeyi
Zaman bulur elbet kendisiyle sevişmeyi..
insan için küçük,insanlık için büyük adım :)
Neil Armstrong Olmak İstiyorum

Buzdolabının karnı tok, bir kedi gibi mırıldanmasını sürdürüyor gecede, mutlu mutlu hırıldıyor.

Elektrikli battaniye aşık olmuş, bu yüzden de oldukça gergin görünüyor.Epey elektrik yüklü.Fişinin çekilmesini bekliyor ya da fena çarpacak.Uykusuz rüyalarda uyumadan önce çok fişte bırakmayın ki çarpmasın,ısıtsın.

Boş, fincanlar dolusu içilmiş kahveler.

Kolanın asidi şu herkese açık bardakta gün geçtikçe kaçıyor. Döküldü dökülecek.

Kurt ayın varlığından habersiz uluyor. Aslında kendi de farkında değil, ağlıyor.

Akıllı değil kesinlikle, yedikleri onu doyurmuyor.O kendini doymuş biliyor.Kurban yediğini sanan, kurban odama buyuruyor.İşte beni ilgilendirmeyen kısım kurban olmayı kendileri seçmiş olanlardan oluşuyor.(Yoksa gökyüzüm onlardan oluşmuyor,gökyüzünü Tanrı* oluşturuyor)

Ay dönüşümünü tamamlıyor,ışığı yansıttığınca görünmesi gerektiğini biliyor.Ben görmüyorum ama o hep orda,dolunay formunda.

Deliler gibi Neil Armstrong olmak istiyorum,ama önemli olan o da değil, kaç yıl geçmiş aradan.

Sanatçılar için bir ilham, aşıklar için romantizm kaynağı, ilk çağ insanları için kutsal bir imge, bilim adamları için Dünya’nın uydusu ve med-cezir olayının sebebi olmuş çoktan.

Yer çekimi yok. Altı da birim kadar bile değilim şuan.Geçmişi hissetmiyorum.

Çamurlu ayakkabılarıyla yürüyen diğer on bir kişinin de allah belasını versin diyorum. Biraz arabesk duygular içine giriyorum. Aslında çok ta saçma buluyorum.

Ama bir de umarsızca golf oynamışlar.Toplarını,delip delip ayın içine bırakmamışlardır umarım.

Yoksa toplarını da golflerini de paralarım diye düşünürken kendime geliyorum.Kendimdeyken buna gerek kalmadığını çok iyi biliyor,cayıyorum.

Aksi taktirde o topları ben çıkartırım.

Aya üç günde mi varılırmış hem.Gidip de dönmüşler zaten.

Tanrı çoraplarını dağıttığına pişman olmuş diye, geri toplayacak şimdi Nuh’un gemisinde.

Şiirlerini topla gel diyor Tanrı.

Alacaklarımı aldım ben.

Ahh Neil Armstrong olmak istiyorum,Nuh’un gemisinin kalıntılarını bulmayı.

Büyümek
Ergenliğin son sancıları
Hep çocuk kalacağının kanıtı
Öğretilen pozisyonundan öğrenen pozisyonuna sıçrama tarafı
Verilenden (belki de fazlasını) almak istediğin kadarı
Yaşlanmayı beklememenin en genç yanı
Zamanı kabullenmenin damarlarda akan en canlı kanı
Çocuk çocuk hissedeceklerin hep aynı
Ölümü yaşamaya değiştiğinin anı

Havuz problemlerinden havuza atlama-k
Hayıflanmaları düzgünce kesip sonuca çok şık yapıştırma-k
Duygularım hey nereye gidiyosun diyip çekip geri çağırma-k
Yadsımayı çoktaaan unutma-k
Köşeden dönen tazeliğini olgunluğunla çağırma-k
Düşüncelerinden daha hızlı olma-k,kaçıp gitmeden onları şiire tıkama-k
Büyüyen göğüslerinin sorumluluğunu alma-k
Sorgulama-k,sorgulama-k,sorgulama-k
Eğitim-den hep bir gömlek üstte olma-k

Kalabalık Yalnızlık

Bir dünya odasına savurmuşsun gökyüzünden
Milyonlarca çeşit çorabını
Bir kere giyip savuran
Sonsuz ayaklı pasaklı tanrı!

Koklarız şimdi ruhlarımızı
Bulmak için var olan yarımızı,
Aynı kokan bir çift ayağından çıkan
Çorabın diğer tekini,ruh eşimizi

Ama dünya çok kalabalık ey tanrı!
Dünya odası hep çok dağınık..

Beni Kimyadan Soğutan Bileşikler

Zaten kafam bozuk
Allak bullak ettin ulan beni
Bugün yine oturup düşündüm seni
Hem artılarınla hem eksilerinle
Üzümlü kek modelinle
Mis gibi kokular saçardın
A-metal karı,kaçardın!

A-yumuşak metaldim,peşinden koşardım
Bana eksi iki vermeliydin,ben de ondan aldım
Sonra bileşik olmak zorunda kaldım

Artık nefretim de yok,sevgim de
Sana karşı nötürüm anlayacağın

N'apalım n'apalım n'apalım
Karışım değiliz ki ayrılalım
Element değiliz ki ayaklarımızın üzerinde duralım
İyisimi anlamsız kimyasal tepkimelerin ardından,
Sırtımızı dönüp zıbaralım!
Ay Kadını
Yanmam sandım güneşte, güneş gözlüklerimi taktığımda..
Gözlerim görmesi gerekeni görecek kadar sağlam hala..

Güneş kör edecek kadar kamaştırırdı gözlerimi
Sulandırır,bulandırırdı..

Hilaldi oysa ki senin gözlerin
Bana baktığında dolunaydı..

Ekin İtleri
Yalnızlık bir sivilce gibiydi,
Uğraştıkça yayılan,
Uğraştıkça iz bırakan içinde.

Yiyip bitirdim önceleri,
Kustuğum kendimi.
Arının bal yapması gibi çiçeklerden,
Kendim olacaktım..

Yalnızlık bir sivilce gibiydi,
Kaşımazsam geçecek.

Sivilcelerimle bırakın şimdi kendimi,
Bırakın beni kendinize benzetmeyi,
Sokmayacağım sizi,
Arılar bir defa sokar..

Prenses Doğulmaz,Kendin Olunur
Beyaz atlı prensimizi,
Hayalimizin baş köşesine oturtmuş bekliyoruz.

E bütün atlar siyah.
Atları beyazlatabilir miyiz?

Canım beyaz kabul edelim olmadı.
Beyaz atlımızı görünce ‘aa kral çıplak’ deyiveririz.
Ama yok yok,
Oldu mu bu şimdi?!
Yakıştı mı!
Sİyah atlar için risk almaya değmez hem.

E hadi yürüyüşe çıkalım o zaman.
Ormanda bir tanesine rastlarız,kim bilir.
Eyyyvah!!!
Aç gözlü kurtlar!!
Leş yiyenler!!
Yem olmayalım kızlar,
Kaçalım...
İç çekişler..
Ne yapabiliriz?
Düşünme aktivitelerimiz başlar.
Bir diğer ifadeyle sorgulamalarımız.

Aa!
Orda hamurlar var.
Kapalım bir tanesini.
Çok ta yaratıcı olalım.
Şekilsiz hamurlardan beyaz atlı prensimizi yaratalım.


E neresine dokunursan iz bırakıyor.
Tepki vermiyor.
Çok monotonlaştı.
Sıkıldık.
Yorulduk.

Kızlar biliyor musunuz?
Benim prensim beyaz atlı değil.
Aslına bakarsanız bir atı bile yok.
'Ayakkabıları var.'
Yürüyerek geliyor.
Pamuk yollardaysa çırılçıplak ayakları..


Kesişme noktaları var,
Var,var ama dar olacak.
Herkes sığamayacak.

Siz kızları bilmem ama
İçimdeki BİZ kızların
Prensleri beklenmez;
Onlarla karşılaşılır.

Bu yüzden,
Hiç bir zaman prenses olamadım beyaz atlı prenslere
Olmayacağım.

Hayallerimiz farklılıklarımız.
Hayallerimiz benzerliklerimiz.
Hayallerimiz tepkilerilerimiz,
Hayallerimiz etkilerimiz.
Hayallerimiz,
kendi doğruluğumuzdaki prensesimiz;
Kavramımızsa,
her halukarda biz

Matematik

Bir çocuğun ezberden söylediği bir çarpım tablosu gibi,
Çarpma etkisi yapar,ilk görüşte aşk.
Bilginin kendisini çözememiş acemi küstahlığı,
Ateşle barut gibi patlar.
Ellere akar,
Eller dokununca yakar..

Gencecik bir çocuğun eline tutuşturulmuş bir sigaranın dumanı değil midir gözeneklerinin soluduğu zehir?
Sana dokunulduğu yerde..
Çarpma işaretinin noktası gibi,
Umut gözeneklerini noktalarla tıkayan;
Sevgiye nokta koyan zehir.

Halbuki beklemek
Toplama işlemleriyle gelişen matematiği değil mi sevginin?
Yakmayacak ve bir o kadar da ısıtacak ellerini,umutlarını,yüreğini..

Öğretilmeyen matematik.


Z dönüşü
Süt,aslan sütü
Ve hayatım.
Hepsini bir bardağa koydum
Karıştırdım.
''Ben'' adı verilen bir kaşıkla.

Bunları hiç yapmasaymışım
Zaten hayatım karışıkmış
Süt artı aslan sütü
Hayatımı karıştıran kaşık

Bardak kırıldı kırılacak..

Bez Bebek

Bez bebeklerimiz oldu,
Arkasında durdugumuz,
Arkasından kucakladığımız.
Bebeklerimizin boşluklarını
İğneler saplayarak doldurduğumuz.
Her bir sapladığımız iğne ise
Arkalarında durduğumuz kendimize battı
Batan çuvaldızların adını fedakarlık koyduk
Kendi çuvaldızlarımızla canımız yanınca,birden
Gittik
Yine boşluklarıyla kaldı bez bebekler
Bu yüzden arkamızdan ağladılar

Bense bez bebek değilim dikilirken karşında
Bil ki boşluklarım etten kemikten

Sevgilerde
Oyuncak değil
Bez bebekler gibi..

Bez bebekler bizi oyaladılar..
Bizse farkında olmadan onlarla oynamışız..

Insan
Güzellik bir maskedir tenden
Anlatamam ki bunu birden
İnsan çıplakken insandır
Varolursa sevgiden
Teninden elbisesinden
Etinden kemiğinden
Yediğinden yattığından
Malına kattığından
Yaratabilir misin ki bunlardan insan?

Söyle Aşka
kaçan kovalanırmış,ne saçma!
İsteğiniz var mı başka?
Ben ortada duruyorum,söyle aşka
Bir su içsin de dinlensin başta
İpucu
Hayallerime açılan kapının anahtarı
Düşüncelerimde
Düşüncelerimi ele geçiren kılıç
Akıllı askerlerinin elinde
Askerlerindeki bu maharet
Asker gibi değil,ajan gibi fethetmenin öneminde

Bir Varmış Bir YokmuşRuhu çocuktu herkes gibi.Hani her ne kadar yetişkin kalıbına dökülmeye çalışılsa da..Hani her geçen gün büyüdüğünü görüp görüp,zaman dönüm noktasını gösterdiğinde,büyüdüğü gibi küçülmeye başlayan bir bedene saklansa da..

Ruhu oyuncak bulamayıp,toprakta uyuduysa da..O oyuncak bir zamanlar güzel anılar ve duygularla yoğrulduysa da..

Artık lezzetli bir sofraydı;böceklere bayramdı.Akıllı özgün,çalımlıydı.Sanıyordu ki,herkesten farklıydı..Halbuki o,ben,sen gibi aynıydı;insandı.Yemeye içmeye muhtaçtı..Uyur uyanır yaşlanırdı.Toprak onu kusarsa başlangıç,geri çağırırsa sonlanan bir yaşamdı;zamanın oyuncağıydı.

Evet evet,onun da bir oyuncağı vardı..Hani şu gece gündüz oynaşan zamanın,çocuk ruhlu oyununu oynaması,bizim için ne kadar zararlıydı.

Bizim de sahip olduğumuz şeyler vardı..Bir adımız,yaşam denen savaşımız,duygularımız vardı.

Hedefi yoksa bile yaşamımızın,aşacağımız yollar,sarılacağımız kollar vardı..

Bir başlayan,bir biten okullar vardı..Bir doğan bir ölen çocuklar vardı..Zamandan hızlı çıkmaya çalıştı da insan,saat adı verilen icadı yaptı,kandırmaya çalıştı zamanı..

Ama yanıldı,akreple yelkovan hep aynı yerde gezinip dursa da o yine yaşlandı;insan paslandı..

Zamansa,aynı çocuk ruhuyla,bir umuttu yarın,bir bugündü rutin,bir de dündü;hani şu hep anılarla anımsadığımız,hani şu buruşuk ninelerle ardımızda bıraktığımız..

Dünden sonrasını bilemedi insan,öyle ya da böyle herkes oynuyordu oyununu,biliyordu herkes rolünü..

Dedim ya,insan bir vardı,bir yoktu..
AşkBir kaşıntıydı yaşadığımız
Önce ince kıvrımlar halinde gülümsemelerinden geçti
Sonra vücuduma yerleşti
İnceden kıpırtılardı içimde hissettiğim
Sonra rahatsız ediciydi
Gündüz gece onunla yaşadığım
Bu duyguyu kafamdan atamayışım
Ve en sonunda
Sen istemesen de
Seni sertçe kaşıyışım;
Kendimi acıtışım..












 

Hayal Bilgisi Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos